26 Temmuz 2017 Çarşamba

uykusuz Alper (çocuklara öyküler)*



O sabah annesi Alper' i bir türlü uyandıramadı. Çünkü Alper akşam geç uyumuştu. Okuldan gelince bir şeyler yedi. Hemen televizyon karşısına geçti. Akşam yemeğine kadar sevdiği çizgi filmleri seyretti. Akşam yemekten sonra elini yüzünü yıkadı. Yatmaya hazırlanırken birden ödevlerini hatırladı. Hemen ödevlerinin başına oturup yapmaya başladı. Ve çok geç yattı.






Sabah bir türlü uyanamadı doğal olarak. Annesi ne olduğunu sorunca cevaplayamadı. Çünkü ödevlerini yapmadığını öğrenince annesi kızacaktı.

Kahvaltı masasından kalkıp doğruca servise koştu. Cam kenarındaki yerine oturdu. Gözleri kapanıyordu. Çok uykusu vardı. Uyumamak için çantasından kitap çıkardı. "Kedi' nin maceraları" nı okumaya başladı.

Tam o sırada biri cama vurdu. Şaşkınlıkla başını kaldırıp baktığında, camın dışında bir kedi gördü. Kedi; ona camı açmasını söylüyordu. Hemen onu içeri aldı.

Kedi, "Bııırrrr dışarısı çok soğuktu" dedi, elleriyle kollarını oğuşturarak. Alper şaşkınlıkla "Ama ama sen... dışarda.. sen ?" diye kekeledi.

Kedi biraz kızgın "Küçükbey burda soruları ben sorarım. Senin bu halin ne bakayım? Uyuyorsun hala" dedi.

"Hayır uyumuyorum" dedi Alper gözlerini oğuşturarak.

"Benimle şu anda rüyanda konuşuyorsun Alpercim" dedi kedi gülümseyerek.

"Bak zamanında ödevlerini yapmadın. Yeterince uyumadığın içinde yorgunsun. Bugün çok zor geçecek. Ama sanırım artık neden herşeyi zamanında yapman gerektiğini anladın. Değil mi?" diye sordu.

Alper utanarak başını eğdi ve "Evet" dedi.

Kedi onun saçlarını okşayarak, "o zaman artık uyanıp, servisten in ve sınıfına koş bakalım." dedi.

"Alper, Alper hadi oğlum uyan! Okula geldik" diye sesleniyordu servis öğretmeni.

Alper gözlerini araladı ve şaşkınlıkla "Kedi nerde?" diye sordu.

Servis öğretmeni "Ne kedisi Alperciğim?! Ah sen rüya da mı gördün bu arada" dedi gülümseyerek.

Alper gerçekten uyuyakaldığını o zaman anladı.

Kendi kendine söz verdi, bir daha ödevlerini zamanında yapıp, uykusundan olmayacaktı.






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: öykü M©MENT©S' a aittir. Görsel Google'dan alıntıdır.
    (*) tekrar yayındır.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

gitme







          Gitme !
          Yalnızlığım çoğalıyor,
          Kapıları kapalı bahçemde.

          Gitme !
          Hızla büyüyor
          İçimde bir çiçek
          kökleri zehir zemberek.

          Gitme !
          Sana ulaşamayan
          pulsuz mektup gibi
          her defasında
          adrese teslim oluyorum.

          Gitme... bensiz kalıyorum.



           M©MENT©S












{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-






not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.
      



12 Temmuz 2017 Çarşamba

anlat kızım







"nasılsın kızım, anlat bana hikayeni, kimler üzdü gözlerini
..........
.........
sen neler neler çektin ben biliyorum,
dokunsam ağlarsın hissediyorum..."







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: bazı şarkılar seneler sonra gerçek yerini bulur, benim onunla gerçek buluşmam da henüz yeni. bloğumda ona bir sayfa ayırmam kaçınılmazdı.



8 Temmuz 2017 Cumartesi

müziğin kanatları








"Bak, bak notaları dinle... tıpkı rüzgarın üflemesi gibi. Bak bak bak !.. şimdi de bir tavşan koşuşu gibi"

Bu yönlendirmelerden biraz sıkılmış gibi duruyordu diğeri. Müzik ona göre aynı film seyretmek gibiydi, o esnada tamamen oraya yönleniyordu, tek başına gezinmek, sindirmek, dinlemek, seyretmekten keyif alıyordu. "N' olur biraz sussa" diye geçirdi içinden. 

"Notaları nasıl esnetiyor duyuyor musun? Biraz sonra binlerce kuş kanat çırpıp havalanacak!" 

Dayanamayıp, "Şarkı bitene kadar biraz susalım olur mu?"

Tamam, gibisinden başını salladı karşı taraf.

Sustular. 

müzik notaları görsel ile ilgili görsel sonucu


İlahi müzik odaya, kulaklarına, gözlerine, bedenlerinin her yerine doldu. Notalar uçuşuyor, onları adlarıyla söyleyerek içinden yakalamaya çalışıyordu. Bunu yaparken içinde bir yerler bomboşken, birden dolmaya başladı. 

Bereketli yağmurların altında kollarını açmış dönüyor gibi hissetti kendini. Tüm suyu içeri fazlasıyla almış gibi gözpınarlarından yaşlar akmaya başladı.

"İşte bu Tanrım !  Müzikle en ilahi yere varmak bu olsa gerek."

Diğeri, bu konuda rehberlik etmesine hiç gerek olmadığını anladı, kalktı ona sarıldı.








{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraf Google görsellerden alıntıdır.​



3 Temmuz 2017 Pazartesi

sıcak !




* * * * * * * * *


Malumunuz üzere çıldırtan sıcak günlerdeyiz. Ülkede ormanlar yanıyor, biz yanıyoruz. Ve şüphesiz ki, önümüzdeki yıllar daha beter yanacağız. Çünkü artık nefes almamızı sağlayan güzelim yeşil dallarıyla, çiçekleri meyveleriyle ağaçlar birer birer yok oluyor. Kimbilir belki de doğanın yok oluşuna bu kadar üzülmemiz yersiz, insan nesli gelecekte başkalaşıma girecek ve tasarım harikası olarak yeni dünya düzenine ayak uyduracak. Ne yeşile, ne maviye, ne de suya ihtiyacı kalmayacak(!). 

Öyle ya, bu kadar duyarsız, umarsız, vurdum duymaz oluyorsa dünya ülkeleri, elbet bildikleri birşeyler var diye düşünmeden alamıyorum kendimi.

Sanırım sıcaklar ve arka arkaya seyrettiğim filmler beni etkiledi. Madem evdeyim, bir yere çıkamıyorum sabah akşam dışarda üfleyip duran fön makinesinden dolayı, o zaman geçip bilgisayarın karşısına film izleyeyim dedim. Son bir haftadır seyrettiğim filmlerden beni en etkileyenleri alta sıralıyorum. 



The Night My Mother Killed My Father / La noche que mi madre mató a mi padre (2016)


Yönetmeni İnes Paris. İmdb notu 6.2 Sıcaklarda seyredilebilir bir komedi filmi.



Extremis /  (2016)

Yönetmen Dan Krauss, imdb puanı 7.3 Bir belgesel, bence herkesin seyretmesi gerekir. Sağlıklıyken bazı kararları vermek, ağır hasta olduğumuzda sevenlerimizi taşıyamacağı yüklerden kurtarmamıza yardımcı oluyor. 24 dakika gibi kısa bir sürede izleyebilirsiniz.


Siete años / 7 años (2016)

Yönetmen Roger Gual, imdb notu 6.9  Dört iş ortağının beraber yaptıkları bir hata sonucu birisi hapse girecektir. Karar alınırken acımasızlıkları, bencillik ve ikiyüzlülükleri ile başbaşa kalırlar.


Consumed /  (2015)

Yönetmen Daryl Wein, imdb puanı 5.4  İyi ki puanı kaale almadan izlemişim dediğim bir filmdi. Zira yazının başında dünya düzeni ile ilgili yazdığım satırlardan, ülkelerden ve insanlıktan payını alıyor. Dünya devlerinin laboratuvar ortamlarında ürettiği ve çiftçilere almaları için dayatma yaptığı tohumlardan sonra insanlarda başgösteren hastalıklar. Tek başına ayakta direnip durmaya çalışan bir avuç insan da çeşitli dalaverelerle bu pislik dolu havuza çekilmeye çalışılıyor. 


İyi seyirler,




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: Kullanılan afişler Google' dan alıntıdır.


2 Temmuz 2017 Pazar

nasıl, moraliniz düzeldi mi? 😃









{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not:video sosyal haberleşme ağından alıntıdır.​



27 Haziran 2017 Salı

dilek











Altı sene önce bu kutsal kabul edilen yere gönderdiği mektubun cevabı için, uzak bir ülkede yaşadığından ancak şimdi uygun zamanı yaratıp, teşekkür ziyareti yapabiliyordu.  

Aslında tepede konuşlanmış bu yere, eskiden insanlar yürüyerek çıkar ve dileklerini bırakıp, dualarını ederek huzur içinde geri dönerlermiş. Günümüzde insanlar, olayın bu ruhani kısmını görmezden gelerek teknolojiyi sonuna kadar kullandıklarından, mekanın bulunduğu yere koca koca otobüsler ve irili ufaklı bir sürü özel araç yığılması olmakta şu an.



Kırılmış taşlardan yapılmış yoldan yürüyerek, kocaman ağaçların çevrelediği oldukça küçük taş evin kapısından içeri girdi, kendi inancına uygun ibadetini hazırlanmış yerde oturarak yaptı. Sonra iki mum alarak Meryem Ana' nın önünde durup, biraz daha dua etti ve dış avluya geçerek mumlar için hazırlanmış alanda, onları kumlara saplayıp yanışlarını seyretti.


(Altı sene önce)


Yıllar yıllar öncesinde güzel başlayan ilişkilerini evlilikle noktaladılar. Çevrede gıpta edilen evlilikleri, erkeğin aniden bir başka kadına aşık olduğunu söylemesi ve evi terk etmesiyle gölgelendi. Kadın ona ve ilişkilerine olan inancını kaybetmemişti. Yapılacak herşeyi yaptı ancak erkek eve dönmemişti. Son çare olarak oturup Meryem Ana' ya bir mektup yazdı, zarfladı ve sınırlar ötesinde yaşayan dostlarına gönderdi, ziyaretlerinde bırakmaları için.

Dostları onun için mektubu alıp, götürdüler ve heykelin hemen oraya bıraktılar. Gündüz öğle saatlerinde bırakılan mektubun ardından, erkek aynı günün akşamı eve dönüş yapmıştı.






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​



21 Haziran 2017 Çarşamba

Mutluluk

Uzun zaman sonra, tekrardan evimdeyim.
Valizimi boşaltayım, çamaşırları da yıkayayım falan derken,
Anca oturdum çalışma masamın başına.
Karşımda resimde gördüğün biblo:
SENI MUTLU EDENİ DAHA ÇOK YAP
Diyor.



Defalarca duyduğum bu söz, bu sefer farklı etki ediyor.
Normalde hayatımda eksikliğini hissettiğim şeyler üzerine meditasyon yaparım.
Yolumun tıkandığı noktalarda kendimi geliştirip sorunlar olarak algıladıklarımı aşmaya çalışırım.
Fakat son zamanlar o kadar yoğun geçti ki,
Düzenli bir şekilde yapmak istediğim birçok şeyi yapamadım.


Ortam müsait olduğundan hayallerimin de ötesi güzellikte olan yerlerde yürüyüşler yapabildim sadece.




Bir şey düşünmeden. Kendime bir hedef koymadan. Adım sayacıma bakmadan.
Sadece yürüyüp bu sonsuz yeşilliklere bakarak hayran kaldım.
Önce içimde bir şükran duygusu doğdu, etrafımdaki bu doğaya
ve hayata, bir süre burada olmamı sağladığı için şükrettim.
Bu duyguyu hissettikçe, uzun zaman sonra içimde umut, sevgi, heyecan, merak gibi duygular canlanmaya başladı.
Yanlış anlama.
Bunları normalde hissetmiyorum demek istemiyorum.
Ama yürürken gözümden yaşlar süzülecek yoğunlukta hissetmiyorum.

Farkına bile varmadan bu duygulara odaklandım,
ertesi güne acaba ne hissedeceğim heyecanı ile uyanmaya başladım.
Ve ben farkında bile olmadan,
Mucize diye adlandırdığım minik minik şeyler olmaya başladı,
Kendiliğinden.

Duygularım, düşüncelerim ve dış dünya hizalandı sanki.
Ve Izmir’e döndüm.
Masamda duran bu yazıyı gördüm.
Ve şimdi ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.

Özel olduğuna inanılan, yazın bu ilk gününde niyetim, beni mutlu eden şeyler aracılığı ile hayatı deneyimlemek, kendimi keşfetmek ve hafiflemek.   



                                                                    
{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: kullanılan fotoğraflar miia.stella 'ya aittir.




19 Haziran 2017 Pazartesi

akut ve taşlı*






******************************

Geceyarısı aniden uykusundan uyandı. Midesi ağzına gelmek üzereydi. Yorganı üstünden attığı gibi eli ağzında koştu banyoya. Klozetin kapağını açarken parmağı sıkıştı ama ağzından biraz sonra dışarı çıkacaklar daha önemliydi.

Rahatladığını sandığı anda yine bir atak daha geldi mideden. Öteden beri ne kadar çok korkardı istifra etmekten. Tüm bu debelenmeler arasında nefessiz kalıp boğulacağını düşünür, mümkün olduğu kadar bu bedensel olayı ötelemeye, başka çareler aramaya çalışırdı ve başarırdı da. Hayatında ikinci büyük istifra olayıydı bu. Öncekinde bozulan buzdolabında bulunan peynirden yemiş ve yine gece yarısı 14 kez arka arkaya, artık hiç bir şey kalmayan midesinden safraya geçiş yaptığında bedeni, hastahaneye kaldırılmıştı arkadaşı tarafından. Serum bağlanmış ve anca o zaman derin nefes alabilmişti.

İşte yine o geceye benzer bir durum yaşıyordu ama tek farkla. Bu sefer hem mide ile göğsünün arasında ve hem de sırtında orta noktada bir yer dinmek bilmeyen bir ağrıyla öldürüyordu onu. Öne eğilse sırtı ağrıyor, arkaya kaykılsa göğsü. Tüm bu ağrı arasında da yine banyoya taşıyordu artık içinde hiç bir şey kalmayan midesini. 

Evet yine 14' ü bulmuştu sayı olarak. Yalnızdı. Kendini kaldırıp bir hastahaneye götürmek ona zor geliyordu, çaresizdi ama yine de, gece vakti elini telefona götürüp arkadaşlarını uykularından uyandıramıyordu. Sabahın ilk ışıklarına kadar böyle devam etti ve hemen taksi durağından bir taksi istedi. İki büklüm gelen taksiye bindi ve gittiği acilde ağrısının fazla olduğunu ve bunu durdurmalarını istedi. Yine serum takılacak ve geçecek diye beklerken, hiç bir şey hafiflememişti. Sadece bulantı durmuştu ama ağrı kocaman bir taş gibi duruyordu. Gelen doktorlardan birine "nolur bu ağrıyı durdurun" diye yalvaran bir sesi zar zor çıkarabilmişti. 

Hemşire elinde bir iğneyle geldi ve bu ağrınızı giderecektir dedi. Biraz sonra herşey ayağının altından kayıyor gibiydi. Baktığı hiç kimse düz durmuyordu sanki. Damarlarında dolaşan sıvı, avını deli gibi arayan vahşi bir hayvan misali, gittiği her yerde deformasyona sebep oluyordu. Bir gariplik hissettiğini, ne verdiklerini sorduğunda "morfin" cevabı ürküttü onu. Ayağa kalkıp gitmek istediğini söyledi, o sırada doktor ondan kendi isteğiyle gitmek istediğine dair bir kağıt imzalatmak istedi. Gitmeliydi, hemen kendi imzasına benzemeyen bir karalama yaptı. Hastanenin dışında çıktığında bayılmak üzere olduğunu farketti, bir taksiye el etmesi ve kendini eve atması bir oldu.

Saat artık makul bir zaman dilimine gelince hemen telefonu alıp, en yakın arkadaşını aradı. Arkadaşının gelip onu almasına kadar geçen zamanda, ölmekle yaşamak arasında hiç de zor olmayan seçim yapılabileceğini farketti. 

Arkadaşının arabasında uykusuz, aç, susuz, sersemlemiş bir halde ön koltuğa kaykıldı ve derhal diğer doktor olan arkadaşının çalıştığı hastahaneye doğru yollandılar. Hastahaneye vardıklarında onu bekliyordu tüm ekip. Hemen ultrason çekildi ve safra kesesinin girişini tıkayan misket büyüklüğünde taş olduğu görüldü. Ne ileri, ne geri kıpırdıyordu taş ve bir türlü geçmeyen ağrı bu yüzdendi.

Sabah ilk saatte doktoru Adem bey tarafından ameliyata alınacaktı. Hayatındaki ilk narkozlu ameliyatı olacaktı. Daha önce bademcik, burun deviasyonu, diş ameliyatı gibi operasyonlar geçirmişti ama hepsi lokal anestezi ile yapıldığından kendindeydi. Ama tüm bunların hiç bir önemi yoktu şu anda, tek istediği ağrıyı hissetmeden uykuya geçmekti. Doktor arkadaşı hemen ona bir hap çıkarıp verdi, "bu, hayatında en güzel uykuya dalmana yardım edecek" dedi ve bir bardak suyla içtiği hapla ağrısız bir dünyaya daldı.

Sabah erkenden iki arkadaşı da geldi, hemşireler onu hazırladı ve ameliyathaneye giderken doktor arkadaşı kendisi için yazdığı şiiri okudu ona. Gözlerinin ıslandığını farketti, ne hissedeceğini bilemiyordu, çünkü ameliyathaneye girmeden önce rahatlatmak için ilaç verilmişti. Ve ona adını sordular soyadını söylerken herşey karardı.

"Çok soğuk, donduuummm" diye mırıldanıyordu gözlerini hafif araladığında. "Üstümü örtün ve beni de rahat bırakın, uyandırmayın n'olur" demek istiyordu oysa. Bir kaç saat sonra tamamen uyanmış, hafiften işlem yapılan yerlerde birşeyler hissediyordu ama artık o ağrının olmamasından dolayı çok mutluydu.

*****************

Hastahanedeki ikinci gündü ve ertesi gün taburcu olacaktı. Arkadaşı yine yanındaydı. Yaşadıkları üç günü konuşuyorlardı. Birden yüzünde garip bir ifade gördü arkadaşının. "Ne oldu?" dedi hasta. "Haber verilmesi gereken insanları senin cep telinden bakıp not ediyordum bir kenara. Çok tuhaf bir şey gördüm" dedi. "Ne?". "İsimlerin üzerinden devam ederken annem diye bir kayıt vardı ve çok şaşırdım". "Biliyorum, silemedim onun numarasını..." dedi ve içi burkuldu. Arkadaşı sarıldı ona ve devam etti konuşmasına. "Aslında bu tam da sana göre bir davranış.. ben sadece öyle şaşırdım ki, seninle paylaşmak istedim". "Annem ölmüş olsa da, günün birinde onu aramak isteyebilme ihtimalini ortadan kaldırmak istemedim. Üstelik düşünsene, ya bir gün ararsam ve karşı taraftan cevap gelirse" dedi hüznü neşeye çevirmeye çalıştı, ikisi de sarılarak güldüler.

"Hem biliyor musun, ameliyata giderken, anneme ve babama çok yakın olduğumu hissettim, korkmadım ama hiç... çok yumuşak, kadife gibi bir duyguydu. Hem hazırdım da eğer çağırsalardı..." 
"Aaaa yeter hadi bakalım, nereye gidiyormuşsun, seninle yapacak daha çok işimiz var dostum" diye çıkıştı arkadaşı. Ona bir kağıt uzattı. Kağıtta ameliyata giderken doktor arkadaşının onun için yazdığı şiir vardı. Kağıdı öptü ve katlayıp göğsündeki cebe yerleştirdi.

*****************

Akuttu, taşlıydı, ama keseydi.
Ya Allah ademe "kün" demeseydi..
Asadan bir neşterle yarıldı kızıldeniz,
Yeşilden bir kumaş ve soluk beniz.
Ruh tutundu bedene, kemik etle dansetti.
Kelebekler kondu en fütursuz liflerine hayatın.
Adı kaldı yadigar,
bir canda adem eli,
bin canda ameliyatın...





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: şiir Ender Karaca' ya aittir.



11 Haziran 2017 Pazar

mim/ 1film 1kitap 1dizi



Sevgili Blogdaşım Gizem' in hazırladığı bir yazıda mimlenmiştim. Gecikmeli de olsa cevap yazabiliyorum :) 

Bu ay içerisinde seyredilen bir film, bir dizi ve okunan bir kitap ile ilgili yayın yapmamız öngörülüyordu. Ben de tam  bu esnada bloglar arası yayınları okurken bir filme rastladım. İspanyol sinemasından bir yönetmen Oriol Paulo' nun hiç bir filmini seyretmemiştim. Ancak İspanyol sinemasına bayılırım. Aşağıda afişini gördüğünüz filmdi bahsi geçen. 



Film her sahnesinde şaşırtan bir senaryoya sahipti. Konusunu yazmak istemiyorum belki izlemek isteyenler olur ancak şu kadarını net söyleyebilirim, imdb puanı 7.9 u ve daha fazlasını da hak eden bir filmdi. Bu yönetmeni tanımadığım için bir filmini daha seyretmek istedim ve araştırınca aşağıda afişteki filmi buldum. 



Yönetmenin tarzına dair, sürprizli sonu olan filmlerin senaryolarını çektiği ve bunu da çok iyi başardığı gibi bir izlenim edindim. Bu filminde imdb puanı diğerinden aşağı kalmıyor. 7.0 Konularını yazmıyorum cidden seyredilmesi gerekli filmlerden.

1 film yerine 2 film izleyerek, dizi kısmını atlamak istiyorum. Zira benim seyrettiğim iki dizi de şu an tatildeler :)

1 kitap kısmında ise Oğuz Atay' ın Korkuyu Beklerken isimli çalışması var. Genellikle Oğuz Atay' ı Tutunamayanlar kitabından biliyoruz ve kimine (bana da) ağır gelir. İşte bu yüzden bu kitabından başlamak çok akılcı. 8 öyküden oluşan kitap, derinliği olan öykülere misafirlik ediyor. Benim favorim Beyaz Mantolu Adam.

Teşekkürler sevgili Gizem bu güzel etkinlik için :)





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraflar google' dan alıntıdır. 


5 Haziran 2017 Pazartesi

irdeleme









"Yaşamak güzel" derken bunun diğer yönünü görebiliyor muyuz? Yani yaşamamanın kötü, fena, berbat bir şey olduğunu söyleyebilir miyiz?





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraf google görsellerden alıntıdır.



3 Haziran 2017 Cumartesi

kapı kolu*




eski kapı kolu ile ilgili görsel sonucu


*************************


Gecenin içinden yürüyüp giderken, kapısını çaldığı evin camına yansıyan görüntüsü gözüne takıldı ve gülümseyerek selâm çaktı. Elindeki sigaradan çektiği dumanı halka yaparak üfledi havaya ve açılan kapıdan içeri girdi.

Arkadaşları, kendi aralarında aşık atışması yapıyorlardı. Hemen onu da dahil ettiler.


her günüm keder, acı
dinmeli artık bu sancı
çalıyorum o kadar
açtı bana kapıyı bir yabancı..

********
yabancının mumu yatsıya
sen var git banyoya
yüzünü yıka da soğuk suyla
görme bir daha garip rüya

*********
rüya dediğin nedir ki,
görmeyeyim diye seni
ayakta kapadım gözlerimi
çığlık çığlık sesin yetti

**********

çığlık attım havaya
balığı koydum tavaya
bu gece de gelmez isen
seni koyarım kapıya

**********

kapı önü çöp dolu
yoktur yarin sağı solu
girecektim içeri amma
kaldı elimde kapı kolu


Herkes gülmeye başlar. Her kim ki; bu atışmalarda başladığı kelimeyi en son dizede de kullanırsa, o galip olmuş demekti.

"Dostum, bir kapı ki kolu yoktur, orada sevgi yoktur." Elini cebine atar ve çıkardığı şeyi arkadaşının avucu içine bırakır, "al bunu, girişini bulamadığın her yerde kullan" der ve parmaklarını alnına doğru götürüp selâm çakıp gider.

Arkadaşı avucundaki şeye baktığında çok şaşırır, bu bir kapı koludur.








{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraf google görsellerdendir.​




30 Mayıs 2017 Salı

yaşam çizgisi*








Acıyla yüzünü buruşturdu, gayri ihtiyari eli koluna gitti. Yokladığında bir ıslaklık hissetti. Eli tamamen kanlanmıştı. Yan koltukta oturan sevgilisine baktı, baygındı. seslenmeye çalıştı, sesi çıkmadı. Bakışları donuklaştı, göz kapakları yavaş yavaş kapandı.

****************

Bu şehre üç yıl önce bir kadın için gelmişti. Öyle aşıktı ki, hayatının düzenini bir çırpıda değiştiriverdi hiç düşünmeden. Daha önce de aşık olmuş, sevmişti ama hiç birinde şimdi yaşadığı duyguları hissetmemişti ya da öyle sanıyordu. Dostları ona yaptığının yanlış olduğunu, iyice düşünmesi gerektiğini söylediklerinde asabileşmişti. Huysuz ve istediğini elde etme hissiyatındaki çocuklar gibi, kimseyi dinlemedi ve bir çantaya eşyalarını koyup, kalbini takip edip, soluğu bu şehirde aldı.

Aşk; üflediği tatlı esintiyle her yerini sarmıştı artık. Yaşamadan bırakmayacaktı. Aşık olduğu kadınla beraber bir ev tuttular. İlk zamanlar her şeyi birlikte yapıyor, sokaklarda elleri ve bedenleri yapışık halde dolaşıyor, en çok da sevginin yatay halinde duruyorlardı. Yaşamlarını sürdürebilmek için ilk zamanlar sadece buna gereksinim duyuyorlardı. Kadın bir reklam ajansında metin yazarlığı yapıyor, iyi de kazanıyordu. Adam geldiği şehirde fotoğraf sanatıyla uğraşıyordu. Küçük bir çevre olduğundan tanınıyor ve yaptığı iş ona iyi bir gelir getiriyordu. Şimdi geldiği bu şehirde, kendine yeni bir çevre edinmek zorunda olduğunu biliyordu ama kadının çevresi sayesinde iyi bir stüdyoda kadroya girmişti bile. 

Hayat sanki yeni başlıyordu. İkisi de birlikte yeni doğmuş bir bebeğin yaşamına adım atmışlardı. Herşeyi birlikte öğreniyor, şehrin sokaklarını yeniden keşfediyor, gün doğumu, gün batımını seyrederken bu mutluluğa dua ediyor, günü adeta yudumlayarak yaşıyorlardı. Herşey şüphelendirecek kadar kusursuz gidiyordu. Bu kadar mutluluğun nazara geleceği inancıyla yetişmiş bir nesilden geliyordu ikisi de. Ve akla gelen düşünce, çağırıldığı yerden gelip onları buldu. 

Dört günlük tatil için bir araba kiralayıp sakin bir yere doğru yol aldılar. Bir kavşakta kuralları hiçe sayan bir tır gelip onlara çarptı. Çarpma anını öyle net hatırlıyordu ki, kolunu kadının önüne doğru siper etmişti, cama çarpmasını önleyebilecekmiş gibi. 

O kavşak bu ilişkinin sonu oldu. Aşk' ın ömrü üç yıldır diyen yazar belki böyle bir bitişi öngörmüyordu ancak hayat kendi çizgisinin dışına çıkmak isteyenlere mutlaka bir kaç şans daha veriyordu. Kimbilir, bir dahaki sefere başka kimliklerle yaşamda yeniden yerlerini alacaklardı.









{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraf google görsellerden alıntıdır.​



23 Mayıs 2017 Salı

Oyuk (Korkuluk) Festivali



Bu sene ikincisi düzenlenen Barbaros köyündeki festival oldukça eğlenceli görüntülere sahne oluyor. Tarlalardaki ürünleri korumak için kullanılan tarla korkulukları festivalin simgesi. Köyde yaşayanlar, nine ve dedelerinden kalma kıyafetleri korkuluklara giydirip, pencere, balkon ya da kapı önlerinde sergiliyorlar. Saksılar için hazırlanan minik korkulukları da kadınlar tezgahlarında, evlerinde hazırladıkları yiyeceklerle beraber satışa sunuyorlar. Bu sene kaçırdıysanız bir dahaki seneye mutlaka ziyaret etmelisiniz. 
Daha geniş bilgiye site sayfasından (tıklayınız) ulaşabilirsiniz.



 


 



 








































 



















































{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraflar Nuray Özdinç' e, yayın hakkı M©MENT©S​ ' a aittir.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...