14 Kasım 2017 Salı

kapı dileği







Bir zamanlar devrin ileri gelenlerine açılırdı kapılarım. Neşe, huzur ve eğlence girerdi içeri çokça. Zaman zaman kederi de misafir ederdim ama bir yel eser dağıtırdı havayı bir süre sonra. 


Güvenlikte olurdu kapıyı içerden kapatanlar. Sağlam yapılmış ve iyi bir ustanın elinden çıkmıştı bedenim. Görkemli duruşum kötü niyetlileri de uzak tutardı haneden.


Bakmayın şu anda biraz bakımsız olduğuma. Benden anlayan çıkacaktır en kısa zamanda. Ne kapılar bilirim, baştacı yapılmıştır. Masa, sehpa, yatak başı olanları bile gördüm. Şükür ki hala kapıyım ve öyle kalmaktır dileğim!





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​



9 Kasım 2017 Perşembe

Harmandalı




Bu sabah bu müziği duydum televizyonda. O dakika hüzünle karışık, özlem duygusu çöreklendi üstüme. 

Bu melodi, benim çocukluğumun bayram sabahlarının vazgeçilmez melodisiydi. Ta o zamanlardan beri, aynı anda iki farklı duygunun, içimde bir yerlerde kardeşçe yaşama becerisi geliştirdiğinin farkındayım. Neşeliydim ama biraz hüzün de vardı hep.

Bayram deyince yeni alınmış giysiler, büyüklerden gelen harçlıklar ve bolca şeker algıladığıma göre bu hüzün niyeydi? Notaların dizilişiyle meydana gelmiş melodi içimi neden her seferinde biraz da olsa acıtıyordu? Yitirdiklerimizin resmi geçidine eşlik ediyordu sanki bu melodi içimde. Saflığın, kardeşliğin, dostluğun, dürüstlüğün, annemizin, babamızın ve yaşadığımız her güzel günün yerini alan griliklerin.




Güne duygulu başladım ve sonra sosyal medyada televizyonda severek izlediğim "Two Greedy İtalians" programındaki ikiliden Antonio Carluccio' nun vefat ettiği haberini okudum. Öyle güzel bir programdı ki, hem iki yetişkin insanın çocuk gibi şakalaşmalarını eğlenerek izliyor, hem de bir çırpıda nasıl basit ve lezzetli şeyler yapılabileceğini gösteriyorlardı. Bir keresinde seyrettiğimiz programda makarna hamuru açmışlardı ve ne kadar basit olduğunu görünce anında denemiş, üstüne üstlük pesto sosu da bir çırpıda yapıp, leziz bir yemeğe imza atmıştık. 

Belki sabah duyduğum melodi, hayatımdaki bir kaç zamana denk gelmiş neşeli hatıralardan birinin eksildiğini haber veriyordu. Bir şeyler eksiliyordu, zamana yenik düşüyordu. Tıpkı bloglarda da olduğu gibi. Geçenlerde bir blogger dostumla konuşurken, eskiden bloglar arasındaki bağdan bahsettik. Bir yazı yazardık, altındaki yorumlardan 3-5 yazı daha çıkardı nerdeyse. Bilgi birikimi mi daha fazlaydı, daha mı ilgiliydik ama hiç birimizin sorunsuz olduğunu sanmıyorum bu kesin. 

Hala bir yerlerde izliyorlar mı, yoksa blogları gibi onlarda mı dondu? Kimbilir... 







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraf instagram'dan alıntıdır.​



31 Ekim 2017 Salı

zihin vs. duygular


Bu sabah Facebook’ta tembellik yaparken bir resim ile karşılaştım,
“Zihnindeki umurumda değil. Bana nasıl hissettiğini söyle, çünkü o gerçeğindir.”
demiş Philip Mckernan.

Bu sabah bu cümle bana tokat gibi geldi.

Aklıma soracak olursam,
-    Yeni okul yılının başlamasını bekliyorum, bu arada dinleniyorum çünkü son aylarda çok çalıştım, çok yoruldum.
-        Eylül’de girdiğim tüm sınavları güzel bir ortalama ile geçtim, mutluyum.
-        Yeni, bana heyecan veren projelerim var, onlara zaman ayırabiliyorum.
-        Kendimi şımartıyorum, bir aylık World of Warcraft üyeliği aldım.
-        Hiç dolaşmadığım kadar dolaşıyorum, şu an İsveç’in küçük bir kasabasındayım.
-        Her gün yoga veya meditasyon türü çalışmalar yapmaya özen gösteriyorum.

Kısacası hayallerimin bir kısmını gerçekleştirme şansına sahibim şu aralar, fakat dönüp de duymazdan geldiğim duygularıma soracak olursam,
-        Dinlenmek zaman kaybı gibi geliyor.
-        İlerlediğim yol belirsiz görünüyor, bu da beni endişelendiriyor.
-        Dönüp dolaşıp elde tutulur bir şey yapmıyor gibi hissediyorum.
-        Kendime ne istediğimi sorduğumda, bulduğum cevaplar anlamsız geliyor.
-     Bu kadar çok ülke değiştirmiş olmak, sandığım kadar heyecan vermiyor (yazdıkça kendimi şımarık hissediyorum…)
-        Korkuyorum.

* VAT.DA.FAK ? *

İçimde bu kadar çelişkili bir durum olduğunu, sağ olsun Bay Meckernan’ın paylaşımı sayesinde keşfetmiş oldum. 

Peki ya şimdi?

1.     “Bu durumu değiştirmeye çalışmadan sadece kabul et Miia, hayatının inişleri de var, çıkışları da böyle hissediyorsan vardır bir sebebi.” 
(Evet…. Kafamda kendi kendime konuştuğum oluyor.),

2.     “Ne zamandır böyle hissediyorsun?”

Ekim… Eylül... Ağustos...Temmuz… Haziran… Yok Haziran çok güzeldi. Hatta tamda bu noktada döndüm 21 Haziran yayınladığım yazıyı okudum, ne mutlu bana ki o anı dile getirmişim,

Peki o zamandan bu yana ne değişti?
O zaman da geziyordum, Haziran sınavları vardı, ilerlediğim yol da aynıydı…
Aslında elde tutulur bir şey değişmedi… Türkiye’ye döndüm, saçma yoğun bir ders programına girdim ve başka hiçbir şeye gönlümü ve aklımı odaklayamadım.
Heh, değişen bu oldu işte.

Kendimi duygusal olarak beslemeyi unuttum.




Şahsen, hissettiğim duygunun pozitif veya negatif olarak tanımlamasından ziyade, etrafımda olanlar ile bir bağ hissettiğim zaman huzurlu oluyorum. O yazıda bahsettiğim doğa yürüyüşlerinde mesela, tam da olmam gereken yerde, tüm o doğanın bir parçası olarak hissediyordum.

Fark ediyorum ki, şu aralar eksikliğini hissettiğim şey o “bağ”. Yaptığım şeylerle veya başkalarıyla değil, kendimle de değil, hayatla olan bağım. 
Hayatla olan ilişkim. 
Nasıl bir süre sonra eşimizi sabah çıkarken öpmeyi unutabiliyoruz veya günler geçiyor bir sevdiğimizi telefonu kaldırıp arayamaz oluyoruz. Kavramsal ilişkilerimiz için de aynısı geçerli. Bazen rutine kapılıp, unutabiliyoruz değerlerini. Bence ilişkiler de canlıdır, emek isterler, beslenmek isterler.

İşe, güce kapılıp, hayatla olan ilişkimi ikinci plana attığımı fark edince, başta tarif ettiğim duygular farklı bir anlam kazandı şimdi. 

 
Hayatım, seni seviyorum <3 .

{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


not: kullanılan fotoğraflar miia.stella 'ya aittir.



22 Ekim 2017 Pazar

A💜k festivali











Çeşme-Dalyan' da 3. sü düzenlenen Aşk Festivalindeyim. Ama aşk hariç her şey var 😊 Tezgâhlarda el işleri, boncuk, incik, dolmalar, tatlılar, börekler vs vs.  Festival komitesi ile görüşüp, bekar herkesi kaynaştıracak, dans müsabakaları, eğlenceleri düzenlemesi yönunde fikir önerisinde bulunacağım. 😉




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.




20 Ekim 2017 Cuma

detay


















{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​




16 Ekim 2017 Pazartesi

bazen...









Bazen karşımıza günlük yaşamda gülümseten şeyler de çıkıverir. 

Yakaladın mı güleceksin (◠‿◠)





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraf ​M©MENT©S​ arşivindendir.​



9 Ekim 2017 Pazartesi

"O" melek oldu 👼







Radyoda "Goodbye yellow brick road" çalıyor ve biraz önce cep telefonuma gelen mesajla, deyim yerindeyse dondum kaldım. 

Blogger arkadaşım, gönderdiği mesajda biraz önce annesini kaybettiğini ve yarın cenazesinin kaldırılacağını yazıyordu. Şaşırmamın sebebi arkadaşım annesini bir kaç yıl önce kaybetmişti. Hatta annesi alzheimer hastasıydı, onunla ilgili yaşadıklarını, http://alzheimeroldum.blogspot.com.tr de paylaşıyordu. Uzun ara verdiği diğer bloğu olan http://dostca99.blogspot.com.tr de 2015 te yeniden yazmaya başlamıştı.

Tüm bu olayları bildiğim, ama insanız bazen söylenen şeyleri aklımızda yanlış odacıklara yerleştirir ve pot kırmaya meyilli hale geliriz diye, ortak dostumuz HayalKahvem' den sağlamasını yapayım dedim. Ve gelen mesajı, arkadaşımız Dilek' in oğlunun gönderdiğini, bizim melek kalpli Dilek' imizin kuş olup uçtuğunu öğrendim. 

Üzüntümü anlatacak kelime bulmakta yetersizim ! Şoktayım !

Onu, yüzündeki meleksi yumuşak gülümsemesiyle hatırlarken, aniden ölümün soğuk kuyusuna düşmüş gibi hissediyorum. 

Geride kalanlara sabır dilemekten ve onu yazdıklarıyla, güler yüzüyle hatırlayıp, dualarımı yollamaktan başka bir şey diyemiyorum.

Yukarda eklediğim eseri çok sevdiği için yayınlamak istedim. Uğurlar olsun sevgili Dilek.... 💟




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-







30 Eylül 2017 Cumartesi

Dramalılar Köşkü


Bir şehirde yaşarken çoğumuz geçtiğimiz caddelerin, sokaklardaki binaların, çeşmelerin, heykellerin ve bunun gibi bir çok detayın farkında olmayız. Şehir bizim yaşadığımız ama derinliğini, tarihini, dokusunu bilmediğimiz bir yerdir çoğu kez. 

Tüm yaşam kaygılarından ve üstümüzdeki sıkıntı kırıntılarından silkinip, bir turist gibi gezmeye başladığımız zaman etrafımızda bulunan pek çok şey ışıldar, renklenir. Görmeyi seçerek, bir çocuk merakıyla etrafı algılamaya başlarız. 

İstanbul' daki çoğunluk yeri iyi bilirim. Keşifsever ve tarihe meraklı biri olarak, mekanların geçmişe ait kokuları, yaşanmışlıkları çoğu kez başımı döndürmüştür gezilerimde. Şu anda bulunduğum kentin hatırı sayılır yerlerini elimden geldiğince inceliyor, geziyorum. 

Sürekli bir koşturmaca içinde önünden geçtiğim yüksek duvarlı bina, nihayet ilgimi çekti. Kalabalığın içinden sıyrılıp belki kahve içer, dinlenirim diye baktığım yerde, Kent Müzesi yazısı beni çoktan içeri davet etmişti bile.

Gerisi fotoğraflarda gizli.

(not: detay bilgi ve daha fazla fotoğraf için şuraya bakabilirsiniz.)




 (* köşkün maketi)
 (*köşk girişi)

 Mutfak

  

 





 Misafirlerin kabul edildiği bölüm

 Hamamdan görüntüler

  


Bahçedeki kuyu





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.
(*) lı fotoğraflar bağlantı verilen siteden alıntıdır. ​




19 Eylül 2017 Salı

mırıldanmalar...









Bir havuzun başındaydım.
Nasıl bir duyguysa beni saran,
sandım ki tüm dünya orda...
Her nesnenin ayrı bir rengi, 
ayrı bir biçimi,
ayrı bir mesajı, kokusu, tadı vardı.

Hepsini ayrı kıskandım !
Su gölgesi olup içine daldım.

Beni kabul et...
kabul et..
kabul...


S.Ö./2017













{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraf ​M©MENT©S​ arşivindendir.​




12 Eylül 2017 Salı

32 derece




Hala yazdayız. Eylül ama sıcak dorukta. Yaz; disiplini elden bırakmış bir öğrenci gibi hissettiğim mevsimdir. Yeme-içme, uyku, gezme vs alışkanlıklarının bozulduğu ama bir o kadar da düzeltmek için uğraşılmadığı bir zaman dilimi.

Bu zaman dilimine, biriktirme mevsimi diyorum. Geçenlerde internette bulduğum bir filmi izledim. 2017 Amerika-Kanada yapımı, Rememory.






Rememory, hatıraları seçip tekrar izlemenizi sağlayan devrimsel bir cihaz geliştiren ünlü bilim adamının esrarengiz ölümünü ve bu ölüm sonrasında yaşanan olayları anlatıyor. Bilim kurgu-dram türdeki filmde tanıdık bir yüz olarak Peter Dinklage ve Julia Ormond' u izlemek güzeldi. 

"Anılarımızın özetiyiz."

"Taşıdığımız en güçlü hatıralar, sevgi içeren anlardır."


*******

Severek izlediğim bazı bloglar artık yazmıyor, kimisi ise tamamen vazgeçiyor. Sonbaharın yaprak dökümünü anımsatıyor bu durum. Yerine yenileri geliyor elbet ama yine de blogdaş birilerinin eksilmesi, damağımda bir tadın eksilmesi gibi oluyor.

Yayın hayatına yeni başlamış bir blog keşfettim, az ve öz yayınları, araya katıştırdığı müzikleri var. Keyif aldım izlerken, okurken ancak bunu ona iletebileceğim ne bir yorum bölümü, ne de ulaşılacak bir mail adresi var. En iyisi burdan yazmak dedim :) 

merak ettiyseniz adresi aşağıda;

http://gabuzzicafe.blogspot.com.tr

Bazı izleyenleri ben de takip etmek istiyorum ancak onların sayfasını bulamıyorum. Bari onları da burdan yazayım da belki okur ve kendi bloglarını takip ederek, onları bulmama yardımcı olurlar. 

Moka, Tuğba Küçük, Arif Öztürk, Murat Cenk, Burcu C, Volchitsa.


İşte böyle...






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: Kullanılan görsel, Google' dan alıntıdır.




11 Eylül 2017 Pazartesi

Fragman






YOKTUM.

DÖNDÜM.

YAKINDA YAYINDAYIM.








{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​



25 Ağustos 2017 Cuma

Bir film / Electricity ⚡




 Bu filmi bir kaç saat önce seyrettim ve yayınlamak için beklemek istemedim. İngiltere yapımı bir Bryn Higgins filmi.

Başrol oyuncusu Agyness Deyn mükemmel bir performans sergilemiş. Epilepsi hastası genç bir kadının, uzun süredir kayıp olan kardeşini ararken geçirdiği ağır sanrılı zamanlarını, hastalığına bakış açısını, onun gözünden izlemek olağanüstü etkileyiciydi.

En azından bir kere bile olsa, hepimizin bir epilepsi hastasıyla yaşamımızın bir yerinde yolu kesişmiştir. Onları yerde çırpınırken seyretmek, eminim ki hepimizin kalbini acıtmış ve çaresizliği yaşamışızdır.

Bu sefer yaşayan kişinin kriz yaklaşırken hissettikleri, kriz anı, normal yaşamında kaç adet ilaç alması gerektiği, her ilaç değişiminde vücudunda ne gibi değişimler olduğu, hezeyanları vs. gibi hassas noktaları göreceğiz. Filmin bir sahnesinde kriz anı yaklaşırken, aklından geçen cümle şöyleydi: 

"Nöbetin gelmesini, ruhumun kendini benden söküp atmasını ve beni yürüyemediğim ama uçabildiğim o ana geri yollamasını beklemek."

Bu cümleyi filmi izlediğinizde daha iyi anlayacaksınız. Seyretmenizi öneririm.












{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraf Google görsellerden, fragman Youtube' dan alıntıdır.​


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...