19 Ocak 2018 Cuma

Yerleşik Yabancı







Kiminin dikenleri vardır 
Katlanamaz üstüne. 
Hep dikine durur 
Delmemek için gövdesini.

Kiminin yoktur bir tek kemiği, 
Doğrulamaz ayaklarının üstünde. 
Ona göre varsa yoksa kendisi, 
Dürülüdür ütülü bir mendil gibi 

Ben eğilmem gündüz ama 
Geceleri kanatırım kendimi 

Ben bir söz söylediğim zaman, 
Kendine küçük bir pıtrak edinir. 
Çok sürmez anlar başına geleceği, 
Çarşılarda pazarlarda ondan selam kesilir. 

Ben birini sevdiğim zaman 
Göğünü durmadan genişletir. 
Ama herkes rahattır kozasının içinde, 
O sevgi artık kimsesizdir. 

Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli 
Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.




Metin Altıok







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: video youtube' dan alıntıdır.



17 Ocak 2018 Çarşamba

Bipolar 10




depresyon gifleri ile ilgili görsel sonucu




Hastahanede ziyarete gittiğinde, aldığı ağır ilaçlardan dengesini bile sağlamakta zorlanıyordu Nazlı. Sıkıca giydirip, onu bahçeye çıkardı Öykü. İki çay aldı, güneşe karşı oturup içtiler. Nazlı bazı şeyleri hatırlasa da, hatırlamadığı çok şey de vardı. Sorduğunda aldığı cevaplardan şaşırdığını görüyordu Öykü. Zaten herşeyi net olarak hatırlasa olayın içeriği değişirdi. Öykü çok fazla bunun üstünde düşünmesini istemediğinden, başka eğlenceli konulara geçti. 

Ailesi doktorla görüştüğünde, Nazlı' nın son derece hızlı toparlandığını, ve yılbaşı için evinde arkadaşıyla birlikte olmak istediğini, iyi gelişim gösteren bu hastayı üzmek istemediklerini ama yanında ilaçların düzenini sağlayacak birinin mutlaka olması gerektiğini, yılbaşından sonra ilk çarşamba gününden itibaren haftada bir görüşmelerinin başlayacağını öğrendiler. Öykü zaten Nazlı ile yılbaşında birlikte olmak üzere program yaptıkları için, bunu yerine getirmekte ve yanında olmakta bir sakınca görmedi ve hemen eve doğru yola çıktı. Eve geldiğinde hala ilaçların ağır etkisi vardı Nazlı' nın üzerinde ve hareketleri yavaşlamıştı. Babası ilaçları ve saatlerini gösteren planı verdi, herhangi bir şey olduğunda gece gündüz telefonlarının açık olduğunu söyledi.

Evine gelmenin huzuru yansımıştı yüzüne, hemen banyoya girdi, Öykü' de çay koydu. Evin her yeri cetvelle hesaplanıp, yerleştirilmiş gibiydi sanki. Bu kadar düzen içindeki oyun neydi peki? "Belki şuraları bir dağıtsam, her şeyi ortalığa döksem, Nazlı' nın beynindeki düzensizlik iyileşir mi?" diye düşündü. Ev yaşanmışlık sergilemeli, koltuğa oturup kalktıktan sonra minderin çökmüş hali, bir sehpanın üstünde kahve fincanı ve bir tabak kurabiye dururken hemen yan tarafına kurabiyeden parçalar dökülmüş olması, bir kitabın sayfaları açık halde koltukta duruvermesi, perdenin rasgele çekilmiş olması, terliklerin birinin ters birinin düz durması, mutfak lavabosunda bir iki bulaşık bulunması, tüm bunlar o evde süregiden bir sıcaklığın göstergesi ve az önce bu evde bir yaşam vardı dedirtirken, bir fotoğraf çekimine hazırlanmışcasına mum gibi, ip gibi, cetvel gibi, ruhsuz gibi durması çileden çıkartan bir şey diye düşündü. Sanki kapıdan içeri girerken bir görevli biletleri alacak ve müze gezisi başlayacak, hiç bir yere dokunmayınız, oturmayınız, gösterilen yerlerden yavaşça geçiniz ve ses çıkarmayınız dercesine bir eylemdi bu eve giriş. Hemen müzik çalabilecekleri bir radyo ya da herhangi bir şey olup olmadığını sordu Öykü. Kutuların içinden mp3 çalarlar, onların katlanmış lastiklenmiş kordonları çıktı. Nihayet büzüşmüş ruhu müzikle ütülenmeye başladı Öykü' nün. 

Sonrasında sohbet ettiler. O gün yılbaşıydı, ümitlerini, dileklerini söylediler. Nazlı' nın annesi onun sevdiği yemekleri yapıp göndermişti. Akşam güzel bir sofra hazırladılar, ilaçlar düzenli alındı. Televizyonda komedi filmine baktılar ve sonra hediyelerini açtılar, şükrettiler. İlaçlar kuvvetli olduğundan, uyku Nazlı' nın gözlerine iyice oturdu ve onu yatağa yatırıp, kendi de biraz daha oturduktan sonra Öykü de yattı.

Sabah bir iç sıkıntısıyla uyandı Öykü. Nazlı daha uyanmamıştı. Salona geçti ve geniş pencereden dışarı bakarken tam karşıda yavaş yavaş güneşin doğuşunu izledi. Etrafına bu kadar sıcaklık ve yaşam enerjisi veren şeyi, sanki ilk defa görüyor ve izliyormuşcasına kendi kendine mırıldandı. "Yoruldun, sıkıldın, bunaldın ama bak bunun karşılığı olarak hediyen işte gözlerinin önünde. Yeni yılın ilk günü ve güneşin doğuşunu izleyip, renklerini yudumluyorsun. Teşekkürler Tanrım!" dedi. Son derece rahatlamış olarak kahvaltıyı hazırladı. 

Kahvaltı sonrası kahvelerini alıp camekanlı balkona çıktılar, ona bir uğraş bulması gerektiğini, artık eskide olanları orda bırakmasını ve bu evde sürekli müzik çalmasını söyledi Nazlı' ya. Kendi hayatının patronluğunu eline almasını ve ilaç-doktor düzenine önem vermesinin onun dengede kalacağının yegane göstergesi olacağını söyledi. Nazlı bu sefer herşeyin farklı olduğunu, bu süreçte korktuğu hiç bir şeyin başına gelmediğini ve onun sayesinde tüm yaşananları, ruhu zedelenmeden atlattığını, bunun için de Öykü' ye teşekkür ve Allah' a şükrettiğini söyledi durdu. 

Vedalaşma zamanı geldiğinde Öykü "Hayatını kısa süreliğine emanete almıştım, şimdi o artık sende" dedi ve sarıldılar.





(bitti)


(dipnot: öykünün sonu ama Nazlı' nın yeni hayatının başlangıcı)




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-






not: gif buradan alıntıdır.



16 Ocak 2018 Salı

Bipolar 9





İlgili resim




Öykü, hastahaneden çıktığında kendini bir an önce eve atmak istediğini farketti. Anadolu yakasına nasıl gideceğini düşünürken, Marmaray' ın hastahanenin arka tarafında olduğunu öğrenince oraya doğru yönlendi. Araca binip son durak Ayrılık Çeşmesi' nde inince, tüm gerginlik birden boşaldı ve içine doğru ağlamaya başladı.

Sonraki günler Öykü bolca uyudu ve tik halinde "ben Öykü' yüm sen Nazlı' sın" cümlesini tekrar etti, saçma sapan şeyler yedi-içti, Validebağ parkının içinde yürüyüş yaptı, tek günlük yoga dersine katıldı. Derste öğretmenin başlamadan önce bir öğretiyi tekrar etmesi ona şifalı bir kelime gibi geldi. "Bırak! herşeyi bırak ve seyret."

Nazlı' dan ve doktorundan haberler geliyordu, ona ziyaret yapabilirsin dediler çünkü çabuk toparlamıştı kendini. Depresif halini baskılayan ve uykusunu uzun salınımlı bir ilaçla düzene koyuyordu fakat, en önemlisi manik halini baskılayan ilaç alınmamıştı hiç. Bunun eski doktorundan mı, yoksa bir yıldır doktor kontrolünü "ben hallederim" ci tavır içinde olan Nazlı' dan mı kaynaklandığını araştırıyorlardı. Ama görünen o ki, ilaç takviyesi ile anında dengeye gelmişti. Bu kadar basit miydi?

Öykü kendi yorgunluğunu düşündü, Öykü' nün anne-babası ve kardeşinin endişesini, üzüntüsünü, telaşları, bütün bu koşturmacaları, boşa giden en güzel zamanları ve en büyük darbeyi vuran, biraz özen ve dikkatle kendisinin sağlayacağı denge yerine, tüm bu hastahanelere yıllardır ödenen avuç avuç paraları. Geliri yüksek olsa da kimsenin böyle bir endişeyi hayatında istemeyeceği aşikardı. Çünkü suçlayan mazlum rolündeydi ve kimsenin kendini anlamadığını tekrarlıyordu. Ama hayatında onu anlayan insanlar da vardı ve yeterli olmalıydı. Öykü, Nazlı' ya tamamen "sağlıksızdır" damgası vurmak yerine, hep günün birinde bir şeyleri anlayacak düşüncesiyle baktığından ve Nazlı' nın hamuru çok iyi ve çok özel bir insan olduğunu düşünmesinden dolayı hep ayrıcalıklı davranmıştı. Dile kolay 30 senelik tanışıklıkları ve dostlukları vardı ve böyle de devam edecekti. Sadece onca potansiyeli varken tüm bunların açık bırakılan bir musluktan boşluğa akışına izin vermesine üzülüyordu. Duyduğu kadarıyla bazı hastalar 15 yıldan fazla atak geçirmeden düzenli hayat yaşayabiliyordu. 

Tüm yaşadıklarından sonra, tam atak anında yanında olmasının onun için bir şans olduğunu düşünerek, kendini ilaç ve doktor kontrolüne teslim etmesini dilemekten başka bir şey gelmiyordu elinden.






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: gif buradan alıntıdır.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...